Bölüm 5:
Politika önerileri
Bu bölümde
2035’e giden yol
Türkiye’de son yıllarda rüzgar ve güneşte gerçekleşen atılıma rağmen, 2035 hedeflerine ulaşılabilmesi için halen iyileştirilmesi gereken birtakım politikalar da bulunmaktadır.
5.1
Kısıtlı şebeke kapasitesi problemi
2035 yılına dek mevcut rüzgar ve güneş kurulu gücünü üç katına çıkarmayı hedefleyen Türkiye’nin her yıl 8 GW’lık yeni rüzgar ve güneş santralini devreye almasına ihtiyaç duyulacaktır. Dolayısıyla önümüzdeki yıllarda, 2025’te ilk kez ulaşılan 6,5 GW’lık seviyenin de aşılması gerekecektir.
Türkiye’de yeni bir rüzgar ya da güneş santrali kurulumu için farklı yollar bulunmaktadır: Rüzgar ve güneş ihaleleri (YEKA), bütünleşik depolama kapasitesine sahip rüzgar ve güneş santrali projeleri, öztüketim amacıyla kurulan ve büyük kısmı güneş santrallerinden oluşan lisanssız santraller, mevcut bir santrale ek olarak kurulan hibrit güneş santralleri. Bu projelerin gerçekleşebilmesi için ilk gerekli adım, şebekede bağlantı kapasitesinin tahsis edilmesidir.
YEKA ihalelerinin rüzgar ve güneş için her yıl birer GW olması planlanmaktadır. Toplamda yılda 2 GW’lık kapasite tahsisi, hedeflenen kapasiteye ulaşmayı sağlamak için tek başına yeterli olmayacaktır.
Depolamalı rüzgar ve güneş santralleri için yeni başvurular 2023 yılında durdurulmuş olup o günden beri yeni kapasite tahsis edilmemektedir.
Lisanssız santral projeleri için 2025 Temmuz ayından beri Türkiye’nin hiçbir ilinde boşta kapasite bulunmamaktadır. Bu tür projeler için ancak 2026 yılının Mart ayında 1,5 GW’ı iletim seviyesinden, 2 GW’ı dağıtım seviyesinden olmak üzere 3,5 GW’lık yeni kapasite açıldığı duyurulmuştur.
Hibrit güneş santrallerine 2024 yılına kadar sağlanan toplam 3,5 GW’lık kapasite, 2025 yılında yalnızca 140 MW artış göstermiştir.
5.2
Bağlantı kapasitesinde yer açmak
Depolamalı santrallere bugüne dek tahsis edilen 33 GW’lık proje sonuçlandırılmadığı sürece, yeni rüzgar ve güneş santrallerinin devreye alınması için tahsis edilecek kapasite de olumsuz olarak etkilenecektir. 2026 yılından itibaren bu projelerin hızlandırılması için izin süreçlerinde yaşanan problemleri çevresel ve toplumsal ihtiyaçlardan taviz vermeden çözmek, bu projelerin gereken süre içerisinde devreye alınmasını sağlayacaktır. Gerçekleşmeyen projelerin iptal edilerek farklı projeler için yeni kapasite tahsis edilmesi, yeni rüzgar ve güneş santrallerinin devreye girmesini hızlandıracaktır.
5.3
Yatırım çekerek bağlantı kapasitesini artırmak
Türkiye’nin 2035 hedefine ulaşabilmesi için elektrik şebekesine yüklü miktarda yatırım yapması gerekmektedir. Devletin tahminlerine göre 120 GW’lık rüzgar ve güneş kapasitesine ulaşabilmek, yalnızca şebeke için 28 milyar dolarlık ek yatırım anlamına gelmektedir. Bu seviyedeki bir yatırımın gerçekleştirilebilmesi için dışarıdan kaynak yaratılması gerekmektedir.
Şebeke yatırımları için Türkiye’ye finansal destek olabilecek uluslararası finansman kuruluşları olabilir. Dünya Bankası ile Türkiye bu konuda görüşmeler gerçekleştirmiş olsa da, henüz bu ölçekte bir finansman anlaşmasına varılmamıştır. 2026 yılı itibariyle Türkiye’de yeniden faaliyetlerine başlayan Avrupa Yatırım Bankası (EIB), 2025’te Türkiye operasyonlarına ilk kez başlayan Asya Kalkınma Bankası (ADB), daha önce çok sayıda enerji projesine finansman sağlamış Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) da bu açıdan destek sağlayabilir.
Buna ek olarak, yabancı yatırımcıların ülkeye şebeke yatırımı ile birlikte temiz enerji yatırımı yapması sağlanabilir. Dünyanın dört bir yanında yenilenebilir enerji yatırımı yapan Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne ait şirketlerin, ülkeler arası özel anlaşmalarla Türkiye’ye temiz enerji yatırımı yapması sağlanabilir. Bunun gibi bir anlaşma 2026 yılının Şubat ayında Suudi Arabistan ile gerçekleştirilmiştir. Bu anlaşmaya göre Türkiye’de 2 GW’lık güneş santrali kurulacak ve ürettiği elektriğe 25 yıllık alım garantisi sağlanacaktır.
5.4
Kuraklığa karşı kaynak çeşitlendirmesi
Özellikle kuraklıktan etkilenerek mevcut bağlantı kapasitesinin tamamını kullanamayan hidroelektrik santralleri için hibrit güneş kurulumları kolaylaştırılabilir. Bu santrallerin sahipleri mevcut durumda, ikincil üretim kaynağı olarak santral sahasına güneş paneli kurabilmek için yeni kapasite açılmasını beklemek zorundadırlar.
Kuraklık nedeniyle hidroelektrik santrallerinde düşen elektrik üretimi, güneş gibi bir üretim kaynağı ile telafi edilebilir. Farklı üretim kaynaklarının birbirini tamamlayıcı özelliklerinden faydalanarak enerji güvenliği riski de azaltılmış olacaktır. Türkiye’deki mevcut rüzgar ve hidroelektrik santrallerinde en az 8 GW’lık, ekonomik olarak uygulanabilir, hibrit güneş potansiyeli bulunmaktadır.
5.5
İzin süreçlerini hızlandırmak
Yenilenebilir enerji projelerinin önündeki engellerden biri olan izin süreçlerinde sağlanacak iyileştirmeler, her yıl devreye alınacak yeni rüzgar ve güneş santrallerinin miktarını artırabilir. 2025 yılında mecliste kabul edilen ve “süper izin” olarak adlandırılan yasal düzenleme ile yeni rüzgar ve güneş yatırımlarının önünün açılması amaçlanmıştır. Bu düzenleme ile birlikte rüzgarda dört yıl, güneşte iki yıl süren izin süreçlerinin 18 aya inmesi beklenmektedir. Özellikle 33 GW’lık depolamalı rüzgar ve güneş santral projelerinin önündeki en önemli engel izin süreçleridir.
Türkiye’de bugüne dek kurulan güneş santrallerinin çok büyük kısmı, şebeke ölçeğindeki güneş santralleridir. Öztüketim amaçlı olarak kurulan lisanssız santrallerin çoğu, büyük ölçekli ve arazi üzerine kurulan güneş santralleridir. Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda çatı üstünde yer alan 120 GW’lık potansiyelini kullanması hedeflenebilir. Bu sayede elektrik üretiminin, tüketime daha yakın noktalarda gerçekleşmesi de sağlanacaktır.
5.6
Farklı türde ihalelerle kaynak çeşitlendirmek
Türkiye’de 2025 yılına dek yalnızca karasal rüzgar ve güneş santralleri için ihale yöntemiyle kapasite dağıtılmıştır. 2025 yılında ilk kez 35 MW’lık yüzer güneş santralinin de yer aldığı bir güneş ihalesi düzenlenmiştir. Denizüstü rüzgar için 2017 yılında gerçekleştirilen ihale, başvuru gelmemesi nedeniyle iptal edilmiştir. Önümüzdeki dönemde denizüstü rüzgar ve büyük ölçekli yüzer güneş santralleri için yeni ihaleler düzenlenerek temiz enerjide kaynak çeşitlendirmesi ve yeni yabancı yatırımcıların ülkeye çekilmesi sağlanabilir.
Denizüstü rüzgar enerjisi için Türkiye iki yıldan fazla bir süredir proje alanı belirleme ve rüzgar ölçümü gibi aşamalar ile hazırlıklarını sürdürmektedir. 2026 yılı denizüstü rüzgar ihalesinin düzenleneceği bir yıl olabilir.
Türkiye’de devlete ait barajlı hidroelektrik santrallerde çok geniş rezervuar alanları bulunmaktadır. Bu barajların yüzey alanının yalnızca %10’unun kaplandığı bir varsayımda dahi 53 GW’lık yüzer güneş potansiyeli ortaya çıkmaktadır. Bu alanlar ihale yöntemi ile büyük çaplı yüzer güneş santrallerinin inşa edilmesi için tahsis edilebilir.
5.7
Kısıtlı kaynakları doğru kullanmak
2025 yılında açıklanan, yerli kömür santrallerine sağlanacak 8,7 milyar dolarlık alım garantisi, Türkiye’nin yenilenebilir enerji hedefleri ile çelişmektedir. Bu kararla yeni enerji projeleri ve şebeke genişlemesi için kaynak yaratılmasının gerektiği bir ortamda, verimsiz ve eski kömür santrallerini sistemde tutmak için kaynak harcanılacaktır.
Alım garantisi nedeniyle piyasa fiyatından bağımsız olarak, sürekli çalıştırılacak yerli kömür santralleri, elektrik sistemi güvenliğini sağlamak yerine sistemin yönetimini zorlaştırabilir. Özellikle güneşten elektrik üretiminin yüksek olduğu öğle saatlerinde talebin de düşük olması durumunda ortaya çıkacak enerji fazlası, alım garantisi sağlanarak zorla sistemde tutulan kömür santralleri nedeniyle daha da artacaktır. Bu tür dönemlerde sistem işletmecisinin enerji fazlasını gidermesi yerli kömür santrallerinin esnek olmaması nedeniyle daha da zorlaşacaktır.
5.8
Bölgesel işbirliği ile şebekenin esnekliğini artırmak
Rüzgar ve güneş santrallerinin artan payı, elektrik şebekesinde üretimi kısa sürede artırıp azaltabilen, frekans ve voltaj kontrolü sağlayabilen esnek kapasiteye olan ihtiyacı artırmaktadır. Bataryalar ile barajlı ve pompaj depolamalı hidroelektrik santralleri gibi temiz enerji kaynakları bu esnekliği sağlayabilir. Bunlara ek olarak ülkeler arası iletim hatları olan enterkonneksiyon bağlantıları da aynı esnekliği sağlayabilmektedir.
2025 yılı itibariyle Türkiye’nin enterkonneksiyon kapasitesi ihracat tarafında 2,1 GW, ithalatta ise 1,35 GW’tır. En son yayımladığı stratejiye göre Türkiye, 2035 yılına kadar ihracat enterkonneksiyon kapasitesini 6,75 GW’a, ithalat kapasitesini ise 6,6 GW’a yükseltmeyi planlamaktadır. Ancak bu planda, hangi ülkeler ile bu kapasite artışının sağlanacağı belirlenmemiştir.
Avrupa, Orta Asya ve Orta Doğu arasında bir köprü konumunda bulunan Türkiye, sahip olduğu geniş enterkonneksiyon seçenekleri, elektrik üretim yapısı, yenilenebilir enerji potansiyeli ile talep profili birbirinden farklı çok sayıda bölgesel elektrik sistemine erişim şansına sahip olması nedeniyle sayesinde stratejik bir avantaja sahiptir.
Türkiye’nin bulunduğu bölgede halihazırda ilerleyen ülkeler arası birçok yeni şebeke bağlantı projesi de, Türkiye’nin şekillenmekte olan bölgesel elektrik piyasasında merkezi bir enerji üssü olma potansiyeli için önemli bir fırsat sunmaktadır. Bölgesel işbirliği ile ortaya çıkacak yeni girişimler, şebeke esnekliğini artırarak yenilenebilir enerji potansiyelinin daha verimli kullanılmasını sağladığı gibi ihracat ile gelir elde edilmesini de sağlayacaktır. Türkiye, özellikle doğu ve güney komşularına kıyasla sahip olduğu yüksek rüzgar ve güneş payı ile yeni enterkonneksiyon projelerinde liderlik sergileyebilir ve kendi enterkonneksiyon hedeflerini de daha somut hale getirebilir.
İlgili içerik